ZORUNLU MESLEK SİGORTASI

Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası, sigorta genel şartları ile tarife ve talimat taslaklarına ilişkin Türk Tabipleri Birliği görüş ve önerilerinin birinci bölümü aktarılmıştır.

Dr.Nuh Demirpas

Genel Sekreter

ZORUNLU MESLEKİ SORUMLULUK SİGORTASI
SİGORTA GENEL ŞARTLARI İLE TARİFE VE TALİMAT
TASLAKLARINA İLİŞKİN

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

Yazımızın birinci bölümünde, 5947 Sayılı Yasa ile zorunlu hale getirilen mesleki mali sorumluluk sigorta sistemine ilişkin çekincelerimiz aktarılacaktır. İkinci bölümde ise belirttiğimiz çekinceleri saklı tutarak zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası genel şart, tarife ve talimat taslakları hakkındaki düşünce ve önerilerimiz sunulacaktır.

I- ZORUNLU MESLEKİ MALİ SORUMLULUK SİGORTASINA İLİŞKİN ÇEKİNCELERİMİZ
Türk Tabipleri Birliği olarak, ihtiyari mesleki sorumluluk sigortası hakkındaki çekincelerimizi ve önerilerimizi 22.11.2005 gün ve 1687-2005 sayılı yazımız ile Müsteşarlığınıza iletmiştik. Bu yazımızda;

Mesleki sorumluluk sigortasının, ortaya çıkan mesleki uygulama hatalarını azaltıcı sağlık hizmetinin niteliğini artırıcı bir etkisinin olmadığı, sağlık hizmet sunumu sonrasında açılan davaları sayısal olarak artırdığı, primlerin yüksekliği sebebiyle hekimlerin gelirlerini azaltıcı etkisinin yanı sıra hekimleri riskli hizmetleri sunmaktan kaçınmaya sevk ettiği, olası riskin azaltılması amacıyla çok sayıda tetkike başvurulması eğiliminin artması sebebiyle hizmetin pahalılaşmasına sebep olduğu bu nedenle toplumsal yarar açısından uygun olmadığı,

Sağlık hizmeti sunumunda zarar gören insanların zararlarının çok hızlı bir biçimde, yıllar süren davalara gerek kalmaksızın karşılanması gerektiği, bunun ulusal ölçekte bir organizasyonla, kusur/komplikasyon ayrımı olmaksızın ve hekim ile hasta karşı karşıya getirilmeksizin sağlanması, ancak bunun yanı sıra en önemli unsurun, tespit edilen tıbbi uygulama hatalarının sebeplerinin araştırılması ve elde edilen bilgilerin, hataların önüne geçilmesi için kullanılacak bir organizasyonun yapılması olduğu,

Aksi halde sorunun nedenlerini ortadan kaldırarak çözümü sağlamak yerine yalnızca sonuçları ile uğraşılmasına ve toplumsal kaynakların yanlış kullanımına neden olacağı belirtilmiştir.

Aradan geçen beş yıl içinde bu sakıncalar ülkemizde de görülmeye başlamıştır. Ne yazık ki Birliğimiz tarafından önerilen, kusura dayanmayan kamusal tazmin sistemi dikkate alınmamış ve 5947 sayılı Yasa ile bütün dünyanın olumsuz sonuçları konusunda hem fikir olduğu özel sigortacılık modeli zorunlu hale getirilmiştir.

Birliğimiz tarafından mesleki mali sorumluluk sigortasının zorunlu tutulmasına, kamuda ve özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere sigorta primlerinin yarısının ödettirilmesine ilişkin 5947 sayılı Kanun hükmünün Anayasaya aykırı olduğu düşünülmektedir.

Bilindiği üzere hukuki sorumluluk sigortalarının zorunlu hale getirilmesi için öncelikle bir kamu yararının olması ve üçüncü kişilerin korunması için bu yöntemin zorunlu olması gerekir. 24 Mart 2010 günü Müsteşarlığınız bünyesinde yapılan toplantıda Sağlık Bakanlığı 1. Hukuk Müşaviri Adem Keskin tarafından ifade edildiğine göre son beş yılda Sağlık Bakanlığına hatalı tıbbi uygulama nedeniyle açılan dava sayısının 416, hükmedilen tazminatın toplam tutarının ise 6 milyon ikiyüzbin Türk Lirası civarında olduğu belirtilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından, 2005 -2009 yılları arasındaki beş yıllık dönemde hatalı tıbbi uygulama şikayetleri ile ilgili karara bağlanan dosya sayısı 282’dir.

Bilinmektedir ki Sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir ve sağlık hizmetinin niteliğini doğrudan ülkede uygulanan sağlık sistemi belirlemektedir. Yapılan araştırmalarda tıbbi uygulama hatalarının büyük çoğunluğunun kişisel ihmalden değil; sağlık sistemindeki problemlerden kaynaklandığına dikkat çekilmektedir[1]. Bu durumun bir yansıması olarak Sağlık Bakanlığı’na karşı tazminat istemli açılan davaların bir kısmı, organizasyon kusurları veya hekim dışındaki diğer sağlık personelinin kusurları nedeniyle açılmaktadır. Sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler yönünden sigorta primlerinin yarısının hekimlere ödetilmesi haksız bir düzenlemedir.

Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortasına ilişkin 5947 sayılı Yasa ile yalnızca hekim ve diş hekimlerinin, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir.

Yukarıdaki verilerden de anlaşılabileceği üzere ülkemizde hekim ve diş hekimlerinin mesleki uygulamalarından kaynaklanan yaygın bir kamusal zarar söz konusu değildir. 130.000 civarında hekim ve diş hekiminin zorunlu sigorta için özel sigorta kuruluşlarına ödemek zorunda kalacağı prim miktarı ile sigorta edilen risk arasında açık bir orantısızlık söz konusudur. Hatalı tıbbi uygulamalar bir halk sağlığı sorunu olup, bu alanda hataların ortadan kaldırılması ve parasal kaynakların bu önceliğe göre harcanması gereklidir. Bütün bu nedenlerle 5947 sayılı Yasanın 8. maddesi ve bu maddeye dayanılarak hazırlanan genel şart, tarife ve taslakların sağlık hizmetinin gereksinimlerine, kamu yararına uygun olmadığı düşünülmektedir.


II- TIBBİ KÖTÜ UYGULAMAYA İLİŞKİN ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI GENEL ŞARTLARI, TARİFE VE TALİMAT TASLAKLARI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCE VE ÖNERİLERİMİZ

1- 5947 Sayılı Yasanın 8. maddesi ile 1219 sayılı Yasaya eklenen Ek Madde 12’nin birinci fıkrasında “Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorundadır” düzenlemesine yer verilmiştir.

Talimat taslağında ise kamu ya da özel sağlık kurumu tarafından çalışanlarına sigorta ettiren sıfatı ile ferdi olarak sigorta yaptırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme Yasaya açıkça aykırıdır.

Yine bu madde ile bağlantılı olarak sigortalı hekimin kurumlar arasında iş değişiklik yapması durumunda önceki kurum tarafından yaptırılan sigorta sözleşmesinin feshedilebileceği, feshedilmemişse yeni kurumun sigorta süresinin sonuna kadar sigorta yaptırma sorumluluğunun kalkacağı düzenlemesi de, sigorta yaptırma ve feshetme yetkisini hekim yerine kuruma verdiği için Yasaya aykırıdır.

Öte yandan Yasada açıkça belirtildiği üzere sigorta edilen risk; hekim tarafından yapılan tıbbi uygulamalardan hatalı olanların doğuracağı zarar tehlikesidir. Hekimin belli bir kurumdaki mesleki uygulaması değil “hekimin mesleki uygulamaları”ndan doğabilecek zarar tehlikesi sigortalanmaktadır. Bu nedenle hekim mesleki uygulamasına devam ederken ayrıldığı kuruma fesih yetkisinin verilmesi düşünülemez. Ayrıca kuruma fesih yetkisi verilen sigorta poliçesinin priminin yarısını da hekim ödemektedir. Ayrıldığı kuruma fesih yetkisi verilirken hekimin sigorta sözleşmesinin asli tarafı olduğu göz ardı edilmektedir.

Bu düzenlemelerle bağlantılı dile getirilmesi zorunlu bir diğer durum ise, aynı zaman diliminde birden fazla sağlık kuruluşunda çalışan hekimler için, çalıştıkları kurumların sigortacıya yapacakları primi ödeme yükümlülüklerine ilişkin düzenleme noksanlığı bulunmasıdır

5947 sayılı Yasa ile mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırmadan hekimlik yapılması yasaklanıp para cezası öngörüldüğünden, bu alanda sigorta yapacak şirketlerin hekimlerin taleplerini geri çeviremeyecekleri ve sigorta poliçesi düzenlemekle yükümlü oldukları konusunda düzenleme yapılmalıdır.

Ayrıca hekimler hakkında dava ya da şikayet yoluna başvurulmuş olmasının sigorta primlerinin artışı için haklı gerekçe olamayacağı yönünde düzenleme yapılmasının gerekli olduğu kanısındayız. Aksi halde yapılan çalışmalarda görüldüğü üzere bu sigorta sistemi dava ve şikayet sayılarını artırmaktadır. Artan başvuruların büyük bölümünde de hekimler kusursuz bulunmaktadır. Bu durumda kusurlu olmadıkları halde şikayet ve davalarla yüzyüze gelen hekimlerin bu duruma ek olarak bir de yükseltilen prim ödeme yükünün altına girmesi söz konusu olacaktır.

Önerimiz:

  • Kamu kurumlarında çalışan hekimlerin sigortalarını kendilerinin yaptıracağı yönünde düzenleme yapılmalıdır. Ayrıca bu düzenlemeye Türk Tabipleri Birliği Tabip Odaları ile üyesi bulundukları Tıpta Uzmanlık Dernekleri aracılığı ile grup sigortası yaptırılabileceği yönünde hüküm eklenmesinde yarar bulunmaktadır. Türk Tabipleri Birliği ve Tıpta Uzmanlık Dernekleri tarafından yapılan çalışmalarla alanın özellikleri ve hekimlerin talepleri dikkate alınarak uygun koşulların oluşturulmasına yönelik çalışmalar başlatılmış ve yürütülmektedir.
  • Yanı sıra söz konusu düzenlemeye sigorta şirketlerinin hekimleri sigortalamaktan kaçınamayacağı, hekim hakkında dava ya da şikayet yoluna başvurulmasının primlerin artışına gerekçe olarak gösterilemeyeceği yönünde hüküm eklenmelidir.

2- Tarifede üç risk grubu belirlenmiş ve her bir risk grubuna göre olay başı ve toplam azami teminat tutarları belirlenmiştir. Ek 1’de yer alan çizelgede de risk gruplarına kimi ana dal ve yan dal uzmanlıkları yerleştirilmiştir.

Sigorta primlerinin ise sigorta şirketlerince serbestçe belirleneceğine yönelik düzenleme yapılmıştır.

Risk gruplarının uzmanlık dallarına göre belirlenmesinde öncelikle teknik olarak hatalar bulunmaktadır. 18.07.2009 tarihinde Resmi Gazete Yayımlanarak yürürlüğe konulan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğine ekli üç adet çizelgede tıp ve diş hekimliğinde toplam da 94 adet uzmanlık ve yan dal uzmanlık dalı düzenlenmiştir. Risk gruplarına ilişkin çizelge Yönetmelikte sayılan bütün dalları içermemektedir.

Birliğimizce uzmanlık alanlarına göre risk gruplarının ve teminatlarının belirlenmesi yönteminin alanın gerekleri ile uyumlu olmadığı düşünülmektedir. Birinci bölümde bilimsel araştırmalarda, tıbbi uygulama hatalarının büyük çoğunluğunun kişisel ihmalden değil; sağlık sistemindeki problemlerden kaynaklandığına dikkat çekildiğini belirtmiştik. Dolayısıyla riski arttıran ya da azaltan nedenlerin başında çalışma süreleri, bakılan hasta sayısı, ekip üyelerinin yeterliliği vb. çalışma koşulları ile mesleki yeterlilik ve ortama ilişkin unsurlar gelmektedir. Bu unsurların gözardı edilerek hekimlerin hangi alanda uzman olduklarına göre risk gruplarına yerleştirilmeleri ve bunlara göre teminatın ve ödeyecekleri primlerin belirlenmesi bu alanın gereklerine uygun değildir.

Ayrıca sağlanacak teminat tutarları sabit tutulurken ödenecek primlerin sigorta şirketleri tarafından belirlenmesi de sigortayı zorunlu olarak yaptıracak hekimleri ağır ve haksız bir külfetle karşı karşıya getirecektir.

Önerimiz:

  • Hekimleri risk gruplarına ayırmadan güncel tazminat miktarlarını karşılayacak oranda olay başı ve toplam teminat tutarı belirlenmelidir.
  • Sağlık Bakanlığı tarafından tarafınıza iletilen son beş yıllık dönemde ödenen tazminat tutarları dikkate alınarak yıllara göre risk hesaplarının yapılması olanağı bulunmaktadır. Buna göre hekimlere ağır bir külfet getirmeden sigorta şirketlerinin hekimlerden talep edebilecekleri primler için tavan miktarının belirlenmesi olanaklıdır. Bu miktarın 2010 yılı için kurum payı da dahil olmak üzere toplamda 100 TL veya daha altında bir rakam olarak tespit edilmesi gerekir.
  • Primlerde yapılacak artışın, yıllık tüketici fiyatları enflasyon oranlarını aşamayacağı da belirtilmelidir.
  • Mutlaka risk gruplarının belirlenmesinin tercih edilmesi halinde ise, hekimlerin değil çalıştıkları sağlık kuruluşlarının özelliklerine göre risk gruplarının belirlenmesi, hekimler tarafından yine yukarıdaki gibi sabit prim miktarının ödenmesi, risk gruplarına göre artan prim miktarlarının ise çalıştıkları kurumlar tarafından ödenmesi gerekir.

3- Dava dışı anlaşmaya ilişkin bir uzlaşı kurulu oluşturulmalı ve bu kurul iyi yapılandırılmalıdır. Uzlaşmayı kabul edip etmeme konusunda kurumun ya da sigorta şirketinin değil hekimin isteği belirleyici olmalıdır. Genel Şartlarda uyuşmazlıkların giderilmesi için dava dışı uzlaşı yollarına ilişkin bir yapılanma öngörülmemiştir. Oysa 5947 sayılı Yasada zorunlu sigortanın getiriliş gerekçesinde zarar görenlerin haklarına daha çabuk ve tam olarak kavuşmalarının amaçlandığı belirtilmiştir.

Öneri: Dava dışında uzlaşıyı sigortalı hekimin de kabul etmesi koşulu ile zarar miktarı ile zararın sebebini tespit etmek üzere bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurulda 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasasının 28/III fıkrası uyarınca yönetim kurulu üyelerine “Oda âzaları arasında oda âzaları ile iş verenler arazında, oda âzaları ile hastalar ve hasta sahipleri arasında çıkabilecek ihtilâfları uzlaştırmak veya icabında hakem usulüne müracaat etmek” görevi verilen Tabip Odalarına da yer verilmelidir.

4- Genel Şartlarda A.1. Sigortanın Konusu’nun birinci paragrafında “poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken” ibaresi, “yapmaya yetkili olduğu mesleki faaliyeti ifa ederken” şeklinde değiştirilmelidir. Değişik sigorta şirketleri tarafından düzenlenen poliçelerde alana uygun olmayan, daraltıcı veya yanlış mesleki faaliyet tanımları yapılabilmektedir. Hekimlerin mesleki faaliyetlerinin sınırları 1219 sayılı yasa ile bu yasa uyarınca çıkarılan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği hükümleri ile belirlenmektedir. Yine hekimlerin mesleki faaliyet alanlarına ilişkin yetki belgelerinin(diploma) edinilmesi ve kapsamı hukuk kuralları ile saptanmaktadır. Bu nedenle hukuken yapmaya yetkili oldukları mesleki faaliyet biçimdeki ibarelerin uygulamada doğacak sorunları ortadan kaldıracağı düşünülmüştür.


5-
Genel Şartlarda A.3. Teminat Dışı Kalan Haller/c bendinde yapılacak düzenlemeyle, acil hallerde görevli olmadığı halde çağrı üzerine acil müdahalede bulunan hekimlerin mesleki faaliyetleri kapsam içine alınmalıdır. Çünkü bazı uzmanlık alanlarında sınırlı sayıda bulunan hekimler sürekli olarak icapçı sayılmakta normal mesai veya nöbet saatleri dışında da her an acil durum nedeniyle müdahale için çağrılabilmektedir.

6- Adli ve İdari Para cezaları da teminat kapsamına alınmalıdır.

7- Sigorta süresi içinde yapılan mesleki faaliyetlerden dolayı gerçekleşen zararın karşılanmasında, en geç sözleşme süresinin bitimden itibaren iki yıllık süre içinde ihbar edilmesi koşuluna yönelik düzenleme son derece yetersizdir. Bu iki yıllık süre sınırı kaldırılmalıdır. Bunun yerine sigortalı ile hasta arasındaki tedavi ilişkisinin niteliğine göre zarara neden olan mesleki uygulamanın sözleşme süresi içinde yapılması koşulu ile hukuk kuralları tarafından belirlenen zamanaşımı süreleri içinde talep edilmesi halinde sigortacı tarafından zararın ödeneceğine ilişkin düzenleme yapılmalıdır. Süre sınırında ısrar edilmesi halinde ihtiyari mesleki mali sorumluluk sigortalarında kabul edilmeye başlandığı üzere bu süre en az beş yıl olarak belirlenmelidir.

8– Dava öncesinde rizikonun gerçekleştiği hallerde, sigortacının sigortalıdan hastaya ilişkin kayıt ve belgeleri ancak hastanın yazılı onayının varlığı halinde alabileceği, inceleyebileceği yönünde hüküm eklenmelidir. Çünkü hekimlerin, hasta ve hekim ilişkisinin niteliği gereği, kamu hukukundan kaynaklanan sır saklama yükümlülüğü ile özel hayatın gizliliğinin korunması yükümlülüğü bulunmaktadır. Sigortacı ile imzaladığı sigorta sözleşmesi hekimin diğer yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır. Hem hasta haklarının korunabilmesi hem de hekimlerin olası hukuki sorumluluklarının bertaraf edilebilmesi için bu düzenlemenin yapılmasında yarar bulunmaktadır.

9- Hekimlerin yalnızca doğrudan mesleki uygulamalarından değil diğer hekimlere, sağlık personeline ve asistanlara yönelik gözetim ve denetim yükümlülüğü kapsamında mesleki uygulamaları bulunmaktadır. Herhangi bir tereddüde yer verilmemesi ve uygulamanın açıkça gösterilebilmesi için, hekimlerin hukuken fiillerinden sorumlu oldukları diğer kişilerden kaynaklanan sorumluluklarının da sigorta kapsamında olduğu belirtilmelidir.

10- Tıbbi kötü uygulamalardan doğan uyuşmazlıklara ilişkin açılan ve/veya sonuçlanan davalara ilişkin bilgi ve belgelerin kişisel bilgilerden arındırıldıktan sonra bir merkezde toplanması kamuya açık olarak yayımlanmasına yönelik düzenleme yapılmalıdır. Böylece, uyuşmazlıklarda kusur oranları, hata nedenleri konusunda bilgilerin derlenip paylaşılması, ayrıca teminat ve prim tutarları belirlenirken bu bilgilerden bütün tarafların yararlanması sağlanabilecektir.